Takip Et

Makale

Anton Ekmekçi Yazdı: Bu Çağda Çanlar Kimin İçin Çalıyor- 3

Sınıf mücadelesinde örgütsel güç kaynağının, öğrenilmiş pratik alışkanlıklardan, bilgi teorisi merkezli yeni bir devrimci politik metodolojiye duyulan ihtiyaca doğru kaydığı gözlemlenmektedir. Bireyin bedensel emeğinden daha çok zihinsel emeğiyle değerlendirildiği bir toplumsal zamanda devrimci pratiğin kendisi de dar kalıplarından kurtarılarak daha estetik, daha teknik-teknolojik-elekt ve devrimci entelektüel bir niteliğe bürünmek durumundadır.

Bilişim araç- gereç ve teknokrat sınıfların gelişimi ekonomik örgütlenmenin klasik biçimlerini değiştirdiği gibi, üst yapıya dair eski yüzyıldan kalan formasyonel yapıyı da değişikliğe uğratmaktadır. Üretim süreçlerinin bilgisayar ağları yardımıyla büro ve fabrika mekaniğine bağımlı olmaktan kurtulması gibi nedenlerle, ekonomik örgütlenmeden doğan hiyerarşi biçimleri de zayıflama sürecine girmiştir. En göze batan biçimiyle üst yapıda devletin bir parçası olan ordu kurumunun gittikçe küçülmesi şeklinde ifadesini bulan yeni durum, bilgi üretiminin tıpkı ekonomide olduğu gibi yeni askeri doktrinlerde de kurucu bir öğe olmaya doğru yükseldiğini bizlere bildiriyor. Yaklaşık beş bin yıldır, bronz çağından beri sayısal niceliğin belirleyici olduğu savaş gerçeği, bilgi yönetiminin önem kazandığı son yüzyılda anatomik açıdan ilk defa köklü bir değişime uğramıştır. Artık emperyalizm ve proleter devrimler çağının perdesinin açıldığı zamanın teknik donanıma sahip olan niceliksel sayının belirleyici olduğu askeri doktrinler döneminden, niceliksel çoğunluğun sahadan çekilerek, az sayıda kalifiye elemanla yetki paylaşan otonom silahlara yerini bıraktığı yeni bir askeri doktrinler dönemine geçilmiş bulunmaktadır. Böylelikle sadece insanın teknik donanımının geleneksel anlam biçimleri değişmekle kalmamış, aynı zamanda savaş tarihinde bilgi ilk defa olarak kendi üretiminin ürünü olan teknolojiyi yöneten bir yetenek kazanmıştır.

İşin ve mekânın yeniden örgütlendiği bir çağda devrimci çalışma hayatının da değişen bu tarihsel koşullara göre yeniden örgütlenmesi gerekmektedir. Evden çalışmanın yaygınlaşması ve böylece liberal çalışma yasalarının işyerine bağımlılıktan kurtulma eğilimleri ve ayrıca tüketim ve pazarlama faaliyetinin yığınsal olmaktan uzaklaşmaya başlaması gibi sebeplerle toplumsal hayatta dikey örgütlenmeden ziyade yatay ağ sistemlerinin temel eğilim kazandığı bir gerçektir. Ama üretim araçlarına tahakküm eden devlet denen baskı makinesinin hala merkeziyetçi ve dikey bir yapılanma içerisinde olduğunu burada hatırlatmak isteriz. Bunun sebebi de üretim süreçlerinde değişen bütün formasyonel durumlara karşın uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarının ifadesi olan toplumsal üretim araçlarının özel mülk durumunun, değil esnemesi, giderek daha az elde birikmesine paralel olarak sömürünün de aldığı biçimlerle birlikte derinleşmesidir.

Bilgi toplumunda devletin merkeziyetçi yapısının ortadan kalkacağı yönündeki görüşler birer peri masalından ibarettir. Devletin küçüldüğü denen durum, metalaşan bilgi kendi pazarını oluşturduğu için kâr getiren kamu alanlarının özel sektöre devrinden ibarettir. Bu durum devletin ekonomi üzerindeki etkisini ortadan kaldırmamaktadır. Devletin tarihsel rolü küçülmemekte, bilakis devlet yığınların yaşamını eskisine oranla daha çok kontrol altında tutmaktadır. Eğer geçmişten farklı olarak toplumlar yığınlar halinde gözetiliyorsa, bu devletin kitleler üzerindeki hegemonyasının bilgi teknolojisi yardımıyla arttığını gösterir. Zaten Peter Drucker’nın da dediği gibi; bilgi toplumunun en önemli göstergesi, bilginin kullandığımız ürünlerin içinde depolanabiliyor oluşudur. Bu durum günlük araçları kullanan kitlelerin izlendiği gerçeğinden başka bir şey değildir. Eğer kullandığımız bütün günlük yaşam aletleri bizim tercihlerimizi not ediyorsa, böyle bir sistemin özgürlük eşitlik ve doğrudan parlamenter demokrasi geliştirebileceği nasıl ön görülebilinir?

Devleti doğuran tarihsel maddi koşullar devam ettikçe, devletin varlığı tekil bir şekilde devam etmek durumunda olduğu tarihsel bir gerçekliktir. Bu anlamda son zamanların modası olan yeni sol cilalı teorik modellemelerin birçoğu bu burjuva kuramların ideolojik etkisine girerek tasfiyeci rol oynamaktadır. Bu durum sınıf uzlaşmacılığının, teslimiyetin ve sıradanlaşmanın yükselmesinin tetikleyici nedenleri arasındadır. Ayriyeten dönemin demode söylemiyle dünya vatandaşlarının modernite sonrasının ekonomik üreticileri olan elektronik terminal ve aygıtları alma yoluyla şirket personeli olmaktan kurtularak kendi üretim araçlarının sahibi olabileceği yönündeki nispi olanaklar, toplumun temelini oluşturan çelişkileri çözmekten oldukça uzaktadırlar. Bilgi toplumunun kuramcısı Mesuda’ya göre; küresel networklere erişim sağlayan teknolojilerin satın alınması yoluyla toplumda her birey kendi geleceği için fırsatların izini sürebilecekti. Böylelikle kendi amaçlarını belirleyen insan nihayet ortaya çıkmaktaydı. Bilgi toplumunun kuramcıları işi öyle bir noktaya vardırdılar ki, çok geçmeden ideolojilerin sonunu ilan etmekten geri durmadılar. Hatta bilgi teknolojisinin tekelleşme ve emek sömürüsüne son vererek toplumsal ve kültürel sorunları çözeceğini ilan ettiler. Mesela bu kuramın ilk temsilcilerinden Bell’e göre; Kapitalizm artık aşılmış, bitmiş ve onun ilerisine geçilerek mevcut sistem Kapitalizme özgü endüstri ve sanayiyle açıklanamaz olmuştu. Bilgi üretimi ile mal üretiminin yerine geçince üretim araçlarının sahipleriyle halk arasında bir ayrımın ortadan kalktığını iddia eden Bellci görüşler, dünyadaki hızla işsizleşen ve mülksüzleşen milyarların maddi gerçekliğini açıklamaktan uzak olduğu gibi, bilgi alanını sınıfsallıktan kopararak yapay üretilmiş bir özgürlük ereği ilan etmiştir. Ona göre sınıf mücadelesine gerek olmadan, bilgi, sınıfları eşitlemekte ve ortadan kaldırmaktaydı. Oysa yeni çıkan iletişim amaçlı elektronik araçlardan kâr yapmanın mesela bırakalım tarım mamullerini hatta bazı sanayi ürünlerinden bile avantajlı olması, yada bu dijital ürünlerin müşterilerin evinde bireysel üretim aracı görevi görmesi, Kapitalizme maddi varoluşunun ötesinde yeni bir nitelik kazandırmamaktadır. Bu anlamda Bell ve benzerlerinin iddialarının aksine Kapitalizmle uğraşmak gereksiz hale gelmemiş, bilakis daha karmaşık bir hale gelmiştir.

Böylelikle, kalifiye olmuş işçi ve memurların bir kooperatif yoluyla örgütlenip üretim makinelerini satın alarak birer girişimciye dönüşebilecekleri yönündeki bazı ihtisas alanlarına dair olanaklar üzerinden fırtınalar koparan bu burjuva ideologların, sosyalizmin gereksizleştiği yönünde manipülatif propagandaları bilimsel dünya gerçekliğinden oldukça uzaklardadır. Ama bu nafile çabalarla tarihin yönünü değiştirmek mümkün olmayacaktır.

Öte yandan ise sınıf mücadeleleri tarihinde hiçbir dönem devrimci örgütlenme bu kadar bilgiye muhtaç bir hale gelmemiştir. Bunun sebebi sadece bizim geriliklerimizden dolayı değil, bizzat içinde bulunduğumuz çağın tarihsel karakteristik özelliğinden kaynaklanmaktadır. Sınıf mücadelesinde örgütsel güç kaynağının, öğrenilmiş pratik alışkanlıklardan, bilgi teorisi merkezli yeni bir devrimci politik metodolojiye duyulan ihtiyaca doğru kaydığı gözlemlenmektedir. Bireyin bedensel emeğinden daha çok zihinsel emeğiyle değerlendirildiği bir toplumsal zamanda devrimci pratiğin kendisi de dar kalıplarından kurtarılarak daha estetik, daha teknik-teknolojik-elekt ve devrimci entelektüel bir niteliğe bürünmek durumundadır. Değişmeyen ve değiştirmeyen bir pratiğin devrimci entelektüel kaynaktan çıkmış bir tasarım olduğu söylenemez. Zihinsel süreçleri işletmeden ortaya çıkmış bir faaliyetin kaynağından tekrar dönerek zihinsel süreçleri işletmesi beklenmemelidir. Bu durum Nasreddin hocanın göle maya çalması gibi absürt bir olayı çağrıştıracaktır. Eğer bilgiye burjuvazi eskiye göre daha fazla anlam yüklüyorsa, proletaryanın bundan geri kalması normal görülecek bir durum olmayacaktır. Komünist Manifesto’ da; “zincirlerinden başka kaybedeceği bir şeyi olmayan” işçi sınıfının, “sahip olduğu” tek şey olarak bu zincirin halkaları artık başkalaştırılmış bilgilerle örülmektedir. Bu zincirleri parçalamak ve dünyayı kazanmak durumu, ona bir bumerang gibi doğasından saparak dönmüş eğitim, üretim, yönetim ve militarist nitelikli bilim ve teknoloji hegemonyasını parçalayacak devrimci bilgileri gerekli kılmaktadır. Buna karşın bazı devrimci aktivistlerin hala bilginin tarihsel rolünü küçümsemeye devam ediyor oluşları, cehalet değilse bile “sosyalist devletçiğin” maaşlı memuriyet hayatına duyulan bir küçük burjuva aşkına işaret etmektedir.

Makalemizin gelecek bölümünde, bilgi toplumunda işçilerin nicelik olarak işsizleşmesine paralel olarak gelişen zamanın yeni ruhunun bütün maddi ağırlığıyla geleneksel devrimci tipolojiyi de işsizleşmeye itilmediği gerçeğini bilimsel kanıtlarıyla ele alacağız…

Makale konulu diğer haberler