Takip Et

Makale

Cıwan Bakış Yazdı: Kapitalist Krizlere Karşı Sosyalizm Mücadelesini Yükseltelim!

Kapitalizme karşı her alanda alternatiflerimiz bulunmaktadır. Kitlelere bu alternatifleri götürmek, devrimin biricik öncü gücü işçi sınıfını devrim mücadelesine yönlendirmek görev ve sorumluluğumuz bugün daha da acildir

AKP-MHP faşist iktidar bloğu halka karşı açıktan savaş ilan etmiş durumdadır. Devlet özelliklerinden azade olmadığı gibi özgün faşist parti özellikleriyle de korkularını, yarattığı korku iklimiyle saklamaya çalışmaktadır. Korku iklimi, tehditler, şantajlar, lümpen tarzlarıyla demokrat ve devrimci kesimlere karşı gerçekleşen saldırılar ve daha birçok yöntem çaresizdir. Çaresizdir çünkü kitleler her geçen gün tepkilerini daha açık dile getirmeye ve korku çemberini yarmaya başladılar. Kitlelerin hoşnutsuzluğunu sözde aldıkları tedbirler ile durduramayacaklardır, geçmişte olduğu gibi bugünde alınan tüm tedbirler uzun vadede kapitalist sermayenin çıkarına hizmet eden çıkış yollarıdır. Alınan her tedbir kısa sürede kitlelere ağır yükler bindirmektedir, binen her yük ise iktidarın kriz halini büyütmektedir.

Faşist iktidar kliği her krizde mağdur rollerine bürünerek yanılsamalar yaratma politikasını uzun zamandır kullanmaktadır. Sınır ötesi ilhak saldırılarında, ekonomik krizde, asgari ücret gündemlerinde, maden ocağı katliamlarında, patlayan ‘sahipsiz’ bombalarda her zaman kendisi mağdur rolüne bürünerek kitleleri aldatmaya çalışmaktaydı. Fakat bugün ekonomik kriz öyle boyutlara ulaştı ki, siyasi kriz öyle bir buhran içerisine girdi ki iktidar kliğinin hiçbir mağduriyet felsefesi kitleler nezdinde uyarıcı olmamaktadır. Çünkü kitleler, acı tecrübeleriyle öğrendiler ki devlet çıkarı gereği oynanan bu oyunların Türkiye-Kuzey Kürdistan halklarına hiçbir yararı yoktur. Tam tersine temel hak ve özgürlüklere dahi faşist çember daraltıldı, emekçilerin talepleri abluka altına alınarak bastırılmaya çalışıldı, kadın eylemsellikleri büyük bir şiddetle dağıtıldı, taciz-tecavüz olayları sıradanlaştırılmaya çalışıldı.

Kitleler büyük bir tecrübe denizinden yüzerek geçtiler ve bugünde bu tecrübelerini ve öfkelerini yanıltmaya çalışan burjuva muhalefeti- altılı masa kitlelerin bu öfke ve yaşanmışlıklarını manivela olarak kullanma çabası içerisindedir. Ancak kimi anketlerde de görüldüğü gibi diğer burjuva-faşist düzen partilerine karşıda güvensizlik besleyen kesim az değildir. Muhalefet halkın yaralarına ve acılarına oynayarak kazanma politikası izlemektedir, buna karşı uyanık olan bu kesimi daha da genişletmek ve nihai çözümün devrimle geleceği gerçeğini kitlelere benimsetmek için uygun bir zeminde bulunmaktadır. Devlet partilerinden oluşan bu burjuva-faşist düzen partileri halkın talepleri doğrultusunda değil sermayenin çıkarları doğrultusunda ve devletin bekası ve devamlılığı için bir iktidar hedeflemektedir. Bunun kitlelere yansıtılıp aydınlatılması veya halkın daha da örgütlendirilmesi sorunu ise devrimci-demokrat ve aydınların görevidir.

Çıkardıkları yeni yasalarla halkın gerçek haberlere ulaşmasına engel olunmaktadır. Polis şiddetini görüntülemenin, sosyal medya ve TV’lerde özgür haber yapmanın tüm yollarını en gerici yöntemlerle kapatmaktadır faşist iktidar bloğu. Bugün hala birçok gazeteci zindanlarda tutulurken her gün yeni bir gazeteciye dava açılmakta ya da zindana atılmaktadır. En düşük seviyedeki haber kanalları her türlü desteği alarak güllük gülistanlık manzaralar verirken halkın ve demokrasinin yanında yer alan gazete ve haber merkezleri ise gün aşırı ceza, baskın ve tehditler ile sindirilmeye çalışılmaktadır. Bu noktada devrimcilerin halka giderek halkın haber alma özgürlüğü konusunda özel çalışmalar yaparak kampanyalar üretmesi sürecin talep ettiği bir durumdur. İnternet sitelerinin bile mobbinge maruz kaldığı bu süreçte kitleler burjuva muhalefet partilerinin haber kanalları ve gazetelerine maruz kalmamalıdır.

Bugün tekrardan görüp yaşamaktayız ki özellikle AKP döneminde tarikatlar ve cemaatler atağa geçerek etkin bir rol oynamaktalar. Devlet kasasından pay alan, bürokraside yeri olan tarikat ve cemaatlerin devletle olan içli dışlı durumu eskilere dayanmaktadır. Belki bugün tekrardan gericilikleriyle gündeme girmiş olabilir. Cemaatler ülke de kapitalist sermaye sahibi topluluklardır. Geçmişte birçok işletme ve bankada payları olan ya da yönetiminde yer alan bir konumları bulunmaktadır. Devletle ekonomik açıdan içli dışlı iken siyaseten de onu destekleyen besleyen bir yerde durmaktadır. Bugün gündemde olan öğrenci evleri, cemaat yurtları eski bir geçmişe sahiptir. Özellikle Gülen cemaati gibi başlıca cemaatlerin özel olarak Kürdistan’da dershaneler ve yurtlar gibi araçları örgütlenme merkezleri yapmışlardır. Durum ülkenin batısında da aynıdır. Nitekim Erdoğan’da müritlikten belediye başkanlığına ve daha sonra kademe kademe cumhurbaşkanlığına yükselen bir cemaat elemanıdır. Sünni İslam eksenli siyasetleri köklerinde bulunmaktadır. Faşist AKP-MHP ‘nin cemaatler de yaşanan taciz ve tecavüz olaylarını böyle geçiştirici ve normalleştirici yaklaşımları kendi özlerine olan bağlılıklarından gelmektedir.

Türkiye Kuzey Kürdistan’da cemaatlerin gerçekliği, gençleri zehirleyen, intihara sürükleyen, çocuk yaşta evliliğe zorlayan konumdadırlar. Kimi çocuklar ailelerinin zoruyla bu yurt ve cemaatlerin içerisine girerken kimileri de ekonomik imkansızlıklar içerisinde bu yurtlara bulaşmaktadır. Devletin yedek kampı ve sadık dostu cemaatler devlete ve iktidara karşı sorumluluklarını yerine getirerek paylarını almaktadır. Tehditler, sokak sokak propaganda, şükretmeye dayalı vaazlar, şeriat propagandaları iktidar-cemaat ittifakının karşılıklı görevleri olmuş durumda. Sadece sivil cemaatler veya yurtlar değil, SADAT gibi paramiliter örgütlenmelerde olası iktidar dalaşı veya iç savaşın tedbirleri durumundadır. İktidar ‘’geleceğe yatırım’’ yapmıştır.

Hatta kimi molla ve hocaların, iktidarın hedefinde olan Ekrem İmamoğlu’na karşı kara propaganda yaptığı olmuştur. Hocalar mollalar üzerinden diğer burjuva kliğin prestijini düşürmeye çalışmaktadır. Kitlelerin karşısında bir demokrat gibi çıkarılmaya çalışılan İmamoğlu, Erdoğan’ın hedef skalasına girmiş bulunmaktadır. Kazanmak için her şeyi yapabilecek olan Erdoğan, İmamoğlu’nu da koltuğundan almaktan elbette çekinmeyecektir. Burjuva faşist partilerden oluşan altılı masa ise son süreçte İmamoğlu’nu şişirme siyasetine başlamış durumdadır. Olası adayların tartışıldığı bir dönemde Kılıçdaroğlu da kendisini ön plana çıkartmaktadır. Ancak iktidar İstanbul belediyesini kaybettikten sonra rakip gördüğü İmamoğlu’na saldırdıkça yeni bir yüz git gide belirmeye başlamaktadır. Erdoğan’ın belediye başkanlığından tek adam sultasına gelişine benzetmelerde yapılmıştır. Muhalefet, çeşitli propaganda ve benzetmelerle İmamoğlu’nu allayıp pullayarak kitlelerin karşısına ‘sempatik’ bir karakter çıkarmaya çalışmaktadır. Zaten mahkeme sonrası Saraçhane’de yaptıkları gövde gösterisiyle tüm altılı ittifak aynı ağızdan konuşarak İmamoğlu’na arka çıkmışlardır.

Emekçi ve Kürt düşmanlığı ile ün salmış bu güruh halkın hafızasında uzaklarda değildir. Teşhir ve propaganda ile devrimci alternatif kitlelere gösterilmelidir. Nihai çözümün Cumhurbaşkanlığı veya yerel seçimlerle değil devrimci mücadelelerle elde edilecektir. Stratejik yönelim budur, ancak her boşluk ve imkandan yararlanarak burjuva faşist sistemin teşhiri ve kitlelerin örgütlendirilmesi geç kalınmaması gereken bir görevdir. Devrimciler – demokratlar, belediyelerden, meclise kadar her alanı kitleleri kazanma, stratejiye hizmet amaçlı kullanmaktan çekinmezler. Politik-taktik imkanları elinin tersiyle itmez ve devrimin çıkarına gördüğü her alanı devrimin çalışma mevzilerine çevirirler. Tarihte zorun rolü, stratejik yönelim an be an benimsenirken diğer tüm alanlarda bunların birer araçları olarak kullanılırlar.

Bu abluka dağılacak!

Tüm hak arayışı ve eylemler faşizmin kin kusan öfkesiyle karşılaşmaktadır. Kendi faşist anayasasında bile tanınmış hakları yok sayarak parçalayan AKP-MHP kliği baskılarla ve polis ablukalarıyla hakikatin gücünden korunacağını sanmaktadır. Bu abluka dağılacak! Zindanlarda tecrit uygulaması, hasta tutsak ve tüm siyasi tutsakların haklarının ellerinden alınması iktidarın iğrenç yüzünü göstermektedir. Tutsak yakınlarına çıkartılan zorluklar ve sürgün cezaları ise yıldırma politikası olarak gündemdedir.

Hakları için sokağa çıkan tutsak yakınları, siyasetçilerse polislerin ağır saldırıları ile karşı karşıya kalmaktadır. Rahatlıkla küfür eden, tokat atan, işkence eden kolluk kuvvetleri iktidarın tüm gücüyle hareket etmektedirler. Adalet nöbetinde ki Şenyaşar ailesine karşı vicdansızca sessiz kalan, sessiz kalmakla yetinmeyip göz altılarla yıldırmaya çalışan iktidar aynı korkuyu burada da yaşıyor. Adalet arayışı ile sembolleşen Şenyaşar ailesine karşı polis ablukası yine aylarca sürmüştür. Yine Suruç şehitleri için yapılan anmalarda, mahkemelerde suçlular değil şehit yakınları veya gaziler yargılanmaktadır. Türk devletinin geleneksel kodlarında vardır katledenlerin değil katledilenlerin yargılanması.

Yine halkın iradesiyle milletvekili seçilen vekillerde uzun zamandır çeşitli bahanelerle dokunulmazlığı düşürülmekte ve zindana sokulmaktadır. İktidar, Kürdün hiçbir gerçekliğini kabullenmemekle birlikte iradesini de tanımadığını göstermekte bir sakınca görmemektedir. İradelerine sahip çıkan, tecritte karşı sokağa çıkan Kürt ulusu polis ablukasına alınarak sindirilmeye çalışılmaktadır. Her türlü işkence ve insanlık dışı muameleyi reva gören iktidar Kürdün iradesinden de öncülerinden de korkmaktadır. Korkmaktadır çünkü halkın iradesi bu ablukayı yıkacaktır.

Üniversitelerde öğrenciler hakları için eylem yaptıklarında yine alışıldık şeyler gözler önüne seriliyor. Yemek fiyatlarının yüksek olmasından dolayı eyleme çıkan öğrencilerin eylemi adeta toplu bir ayaklanmayı bastırmaya gider gibi onlarca polisle saldırıya maruz kalıyor. Okul önünde oturma eylemi yaparak hakkını arayan bir genç hapse atılıyor, cihatçılar üniversitelere giderek tekbirlerle gövde gösterisi yapıyor özel güvenlik ve polis izliyor. Haklarını arayana abluka, tekbir ve tehditlere serbeste, faşist iktidarın günümüz hali! Gençlik eylemlerinin görece daha dar ve örgütsüz olmasıyla birlikte iktidar daha da güç almaktadır. Öğrencileri ve gençliğin diğer tüm kesimlerini ciddiye almama ve kolayca sindirmeye çalışması bu örgütsüzlüğün bir sonucudur. Cemaatlerde ki zorla tutulan gençler, barınmakta güçlük çeken, ekonomik sıkıntı içerisinde eğitimlerine ara veren ve çalışmak zorunda kalan öğrenciler hem okuyup hem çalışmak zorunda olan gençler, bir sorunlar yumağı ve örgütsüzlük gençliğin daha da ezilmesi ve beyin göçü denen şeyi beraberinde getirmiştir. Gençlik ülkede durup mücadele etmektense bulunduğu zor koşullardan sıyrılıp daha rahat okuyabileceği başka ülkeleri tercih ediyor. Buda devrimcilerin genç nesille arasında ki zayıflığı göstermektedir. Geçmişte, ülkeyi terk etmek bir yana, her genç bir şekilde mücadeleye girmiştir. Bugünse çok kısıtlı bir kesim aktif bir şekilde siyaset ve mücadele ile ilgilenmektedir. Yeniden örgütlenmek ve gençliğin gücünü açığa çıkartmak için her alanda gençlikle buluşmak ve mücadeleyi aktif hale getirmek için koşullarımız vardır.

Grevler sürüyor

Kapitalizmin emek sömürüsüne dayalı iktidarı tüm dünyada sürerken grevlerde enternasyonal bir şekilde büyümeye devam ediyor. Özellikle yarı-sömürge ülkeler özgülünde yaşam pahalılığı ve düşük ücrete karşı grev ve eylemler sürmektedir. Coğrafyamızda da enflasyonun on katın üstüne çıkmasıyla birlikte emekçiler açlık sınırının altında bir yaşama mahkûm edilirken tekelci sermayelere ait işletmeler ve diğer kapitalist şirketler karlarını ikiye katlamaktadır. İktidar ise burjuva karakterine uygun olarak sermayenin çıkarlarını gözetmekte ve halklarımıza karşı büyük bir baskı uygulamaktadır. Ucuz emek gücüne dayalı üretim ile işçi sınıfı git gide yoksullaşarak açlığa, yoksulluğa mahkûm edilmektedir. İktidarın beslemesi olan işçi düşmanı sendikalarsa arka planda devletle anlaşarak sözde “işçi hakları için’’ mücadele etmektedir. İşçi sınıfının ezilmesinden para kazanan işbirlikçi sendikaların her asgari ücret zammını işçilere kurtuluş yolu gibi göstermesi de sahtekarlığının bir diğer yönünü teşkil etmektedir. Sundukları alternatiflerle (sigorta, zam, aileye göre maaş vb.) kapitalist sömürüde yaşanan krizi biraz daha rahatlatmaktan başka bir şey önermemektedirler.

İşçi sınıfı bugün geçtiği süreci çok iyi kavramaktadır. Birebir kendi pratikleriyle tecrübe edinmekteler, zaten öncü- devrimci bir örgütlülükten yoksun olmaları da sınıfın örgütsüzlüğünü beraberinde getirmektedir.

İç içe geçen sermaye ve devlet kol kola vererek emekçilere karşı saldırılarını daha da büyütecektir. Geçtiğimiz yıllarda getirdikleri sendika yasalarıyla patronun tüm sömürü koşullarını sağlamlaştıran iktidar bugün sendika üyesi olduğu için işten çıkarılan işçilerin karşısına polis ordusunu çıkarmaktadır. Her şeye rağmen grevler yayılıyor, işçi sınıf mücadelesi güncelliğini koruyor! Sendika üyesi olma hakkı bile elinden alınan işçi yeni yasalarla daha da güvencesiz bir ortamda emeğini satmaya zorlanmaktadır. Sadece karnını doyurabileceği ücretle emek sömürüsüne tabi tutulmaktadır. Artan işsiz sayısı ise işinden edilecek düşük ücretli işçinin yerini almaya hazır bulunmaktadır. Bir kısım yetersiz ücrete fazla çalışmaya zorlanırken bir kısım ise işsizlikle sınanmaktadır. Kapitalizmin kar yasasının vaz geçilmez gerçekliği, bir yanda işsizler ordusu, bir yanda çalıştığı halde yoksulluktan kıvranan işçi sınıfı. Baskılar ne olursa olsun, işçi sınıfı yasakları tanımayarak greve gidiyor. Artık daha da sabrı kalmayan emekçilerin kapitalizme karşı öfkesi her geçen gün büyümektedir, devrimci önderliğin yetersizliği ise bu büyümenin amacına ulaşmadan gerilemesine yol açabilir. İşbirlikçi, reformist sendikalar, faşist muhalefet, sınıfın büyüyen öfkesini kullanarak kendi lehlerine kullanma çabasındadırlar. Devrimcilerin sınıf içerisinde ki çalışmalarına güç vermeleri, işçi sınıfıyla dayanışmayı değil onun grevini örgütlemeyi ve öncülüğü hedef haline getirmek şarttır. Krizin geldiği boyut sınıfı harekete geçirirken devrimciler sınıfın uzağında kalamazlar, bu devrimcilerin amaç ve hedeflerine de terstir.

Bugün eşit işe eşit ücret konusunda daha da büyük sömürüye tabi tutulan kadın emeği git gide yok sayılmaktadır. Tekstil, fabrika, hizmet sektörü gibi alanlarda ikinci planda muameleye maruz kalan kadın emeği ve iş gücü birçok güvencesizlikle karşı karşıyadır. İlk işten çıkartılan kadın işçi olurken maaş zamlarında ise ikinci plana atılan yine kadın emeği olmaktadır. Ev içi emeğin tamamen bireysel bir özel iş olarak görüldüğü, toplumsal üretimden soyutlandığı bir emeğin yanı sıra ücretli ev emekçisi olarak da evlere giden kadınların yarısından çoğu sigortasız ve asgari ücretin altında ücretlerle çalışmaktadır. Emek sömürüsünün cinsiyetçilikle-ataerkil iş anlayışı ile daha da pervasızlaştığı bu alanlar mücadelenin örgütlendirilmesi gereken başlıca alanlar olarak öne çıkmıştır.

Asgari ücrete yapılan zam yetersiz olduğu gibi yeni yılla beraber gelmesi beklenen zamlarla emekçinin sırtına birçok yük daha binecek, geçim zorlaşacak, eğitim koşulları daha da gerileyecek ve sağlık- ilaç gibi noktalarda ise erişim neredeyse sıfırlanacak duruma gelecektir. İktidar bu kriz halini kontrol edemezse baskılar olduğundan daha fazla artacaktır. Devrimcilerin geleceğe ilişkin ön görüsü her zaman krizin gidişatını göz önünde bulundurarak hazırlık ve örgütlenmeye ilişkin somut planlarla dolu olmalıdır. İktidar daha fazla zor kullanacak ve devrimciler zora karşı daha çok zorla cevap verecek koşullara kitlelerle birlikte hazırlanmak durumundadır. Kitlelerden kopuk hiçbir çalışma sonuç vermez, kitlelerden kopuk çalışma tarzı ise kabul edilemez.

Krizler yeni mücadelelere gebedir. Yönetici sınıf yönetmekte zorlanıyor, yeni yılla beraber hem uluslararası alanda hem de ülkemizde emperyalist kapitalist sömürü çarkı daha da hızlanacak ve iç çelişkileriyle dalaşacaklar. Kapitalizmin krizler hali sadece ve sadece sosyalizm ile çözülecektir. Bu bilinç ile gelecek yıl ve dönem örgütlü mücadelede daha azimli, kitleler denizinde örgütlenen, grevlerin ziyaretçisi değil örgütleyicisi olan devrimci öncülük misyonuyla hareket etmek elzemdir. Her mücadele yılı yeni çelişkileri ve halk hareketlerini bizlere sunmaktadır. Kapitalizme karşı her alanda alternatiflerimiz bulunmaktadır. Kitlelere bu alternatifleri götürmek, devrimin biricik öncü gücü işçi sınıfını devrim mücadelesine yönlendirmek görev ve sorumluluğumuz bugün daha da acildir. Bugün asgari ücret, iş saati, sendika vb. için mücadele yürüten işçi sınıfı ve emekçiler komünistlerin sayesinde iktidar mücadelesine, sosyalizme yönelecektir!

Makale konulu diğer haberler