Takip Et

Editörün Seçtikleri

Ezilenlerin Başkaldırı Eyleminde Örgüt Tercih Değil Zorunluluktur!

Egemenlerin sistemi buhranlar ve kaoslar içinde sürekli bir sarsılma yaşasa da kendiliğinden yıkılmaz. Çoğunluğun örgütsüz ve hedefsiz sessizliğinde kendine yeni olanaklar ve kanallar yaratırlar. Tarihsel tecrübelerle teyit edilen de budur. Bu gerçeğin yol göstericiliği bizim karşımıza hedeflerinde net, ideolojik olarak berrak, konumlanışı keskin bir zeminde vücut bulan örgütü koymaktadır.

Toplumlar tarihinde büyük keşifler ve buluşlar insanlığın bir önceki tarihsel kodlardan sıyrılmasını sağladı. Bilgi ve deneyimle buluşan insan kendi dışındaki yaşamı algılayarak ruhsal ve düşünsel dünyasını zenginleştirdi. Bilinç düzeyindeki kavrayış derinleştikçe eldeki araçlar farklılaştı. Demir sadece demir olmaktan, bakır sadece günlük işlere yarayan bir element (alet) olmaktan çıktı. Kendi yaşamını korumaya ve yaşamsal ihtiyaçları temin etmeye yarayan her bir araç, farklı niteliklere büründürülerek farklı amaçlar doğrultusunda kullanıldı.

Toplumlar tarihi, zamanın raylarında yol kat etikçe bir önceki toplumsal formasyonu yadsıyarak ilerledi. Yüzlerce yıllık birikim, çatışma, kaoslar ve buhranlar kendi koşullarına uygun yeni etkinlikleri açığa çıkardı. Bu gelişim seyri mekanik ve insan faaliyetinde bağımsız değildi. İnsan bizatihi ufku, algılayışı, bilgisi ve deneyimiyle etkide bulundu. İlkel komünal dönemin can çekişerek kendi bağrında filizlendirdiği yeni toplumsal formasyonlar, sonraki süreçler için ayrıcalıklı sınıfların nesnel zeminini yarattı. Etkinlik ve eylem içerisinde binlerce yıllık deneyim ve bilgiye dayalı fikirsel sıçrayış hali insanlığın bir bölümü tarafından mülkiyetin hizmetine sokuldu. Mızraklar, oklar, demirle yapılan alet edevatlar dış tehlikeye karşı bir savunma ve gıdaya ulaşma araçlarıyken, bir topluluğun ya da insanlığın bir bölümünün üzerinde korku ve şiddet tekeli haline getirildi.

İki ayrı kutba bürünen insanlar arasındaki gerginlik klanlar arasındaki çelişki boyutundan çıkarak egemen olanlar, mülkiyet sahibi olanlar ve ayrıcalıklı olanlar yani bir sınıfın tarih sahnesine çıkışına vesile oldu. Egemen olan sınıfın tarih sahnesinde yerini alması ve egemenliğini tesis etmesi ezilen ve sömürülen bir sınıfın varlığına dayalı gerçekleşti. Birer plana ve organize olmaya dayalı azınlığın örgütlü duruşu, dağınık, manipüle edilen, şiddet ve zor araçlarıyla bastırılan yanı sırada hurafeler ve mistik inançların etkisiyle ruhsal ve fikirsel dünyası sömürülen çoğunluğun yönetilmesini kolaylaştırdı. İki ayrı sınıfın tarih sahnesinde yer almasıyla birlikte büyük çarpışmalar, kaoslar, yıkımlar yeryüzünden, gökyüzüne uzanan alevleri doğurdu. Ezilenlerin ezenlere karşı koyuşu, isyanları süreklilik kazandıkça ezenler tüm imkân, olanak ve araçlarıyla imtiyaz ve mülkiyetlerini korumak için yeni tedbirler ve araçlar geliştirdiler. Sınıfların birbiriyle çarpışma anından bugüne yürütülen kavga organize olmuş azınlıkla, sömürülen ve zulüm cenderesinde lime lime edilen çoğunluğun kavgası olagelmiştir.

Kapitalizm toplumlar tarihinin insanın varoluş nedeniyle ilişkisinde en çığırından çıkmış en organize ve en planlı hali olarak karşımızda durmaktadır. 21 yy. dünyası sınıf savaşımına dayalı politik iktidar mücadelesinin aciliyetini tekrardan ve tekrardan güncellemektedir. Marks, tarihin hafızasında gizlenmiş olan gerçeğe şöyle dikkat çekmişti; “Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımı tarihidir” Marks’ın tarih irdelemesi bu sonucun tarihsel, sosyal, ekonomik yanının ifşasını gerçekleştirdi. Ve Marks bu sonuca yol açan nedenlerin köklü bir biçimde ortadan kaldırılmasıyla köklü bir çözümün inşa edileceğine işaret etti. “Ve şimdi bana gelirsek, modern toplumda sınıfların varlığını ve bunlar arasındaki mücadeleyi keşfetme onuru bana ait değildir.” diyerek, “(…) Benim yaptığım yenilik şunları kanıtlamaktı1) sınıfların varlığının üretimin gelişmesindeki belirli tarihi aşamalar ile sıkı ilişki içerisinde bulunduğu 2) sınıf mücadelesinin zorunlu olarak Proletarya diktatörlüğüne varacağı 3) bu diktatörlüğün kendisinin de sadece, bütün sınıfların ortadan kalkmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten ibaret olduğu(…)” tanımlamasını yaparak köklü çözümü bayraklaştırdı.

Bu anlamıyla kapitalizmin lağvedilmesinin araçları ve mücadele yöntemleri tanımlanmış oldu. Biz Maoistler bugünkü politik iktidar mücadelemizi bu zemin ve bu tarihsel arka plandan yalıtarak ele alamayız. Komünistlerin tarih sahnesine çıkışı toplumlar tarihinin ve sınıflar mücadelesinin bir sonucudur. Varlık zeminimiz, bulunduğumuz yy.’da da güncelliğini ve yakıcılığını korumaktadır. Komünist örgüt derme çatma bir tasarı değil, sınıf savaşımının motor gücü olan ve özel mülkiyetin lağvedilmesine kilitli örgütlü ve programlı karşı koyuştur. Karşı koyuşumuz felsefi, siyasal ve sosyal bir bütünlük içerirken, en nihayetinde insanlığın önüne yapay olarak dikilen tüm tel örgüleri kaldırma görevini üstlenmiştir. Sınıf savaşımından doğru açığa çıkan komünist örgüt, bir toplumsal gelişme aşamasında yüklendiği görev ve sorumlulukla anlam kazanır. Lenin yoldaşın, 20 yy. başlarında yürüttüğü ideolojik münakaşalarında komünist örgütün inşasına ve ihtiyacına dahil polemiklerinin keskinliğinin sebebi buydu. Marks’ın yukarıda işaret ettiği noktaya Lenin, Komünist örgütün eylem ve etkinliğiyle varılacağını vurguladı. Mao bu tarihselliğin siyasal, sosyal, felsefi ve ekonomik kökleri üzerinden nitel bir çıkış yakaladı.

Çelişmeli sınıf hali sürdükçe sınıf çözümünde tanımlanan sınıf şiddeti de değişmez

Tarihin yürüyüşte nice nice çarpışmalar boy verdi. Patrisyen ve plebler, senyör ve serfler, lonca ustası ve çıraklar, köle ve köle sahipleri proletarya ve burjuvazi arasındaki mücadele kesintisiz bir şekilde sürdü. Her bir aşamada mücadele farklı biçimler ve nitelikler kazanarak ilerledi. Fakat ezilenlerin ezenlere karşı mücadelesi çeşitli zaferlerle muştulansa da nihai başarıya henüz ulaşamadı.

Ezilenlerin karşı koyuş zemininde örgütlediği Paris Komünü bunlardan en belirgin olarak açığa çıkandı. Ve yenilgisinin hemen akabinde egemenler yeniden kendini tesis ederek iktidarlarını korumaya aldılar. Sovyet Devrimi bu deneyimin basamaklarından yükselerek zafer elde etse de geri dönüşü yaşadı. 1949 devrimi ve Kültür Devrimi iki farklı tipte devrime başvurarak insanlığın hafızasına kazınsa da komünizme ulaşamadı. Sınıf mücadelesinin farklı birer hafızası olan bu deneyimlerin bize öğrettiği şey devrimin gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesinin aynı ciddiyetle ele alınması gerektiğidir. Nihai hedef devrimi sürdürerek komünizme ulaşmaktır. Bu anlamıyla örgüt, devrim ve komünizm birbiriyle diyalektik kopmaz bir bağa sahiptir. Birinden birini ötelemek nihai amacı sabote etmek demektir.

Ezen ve ezilenlerin arasında boy veren politik çatışma köle ayaklanmalarından, barikat savaşlarına, oradan gerilla mücadelesine uzanan uzun erimli bir mücadele tarihi olarak karşımızda duruyor. Komünist Parti tamda bu nesnel zemine dayanarak ideolojik ve programatik yörüngesini belirledi. Sınıf savaşımı partisiz, politik iktidar mücadelesini teorik ve siyasal perspektiften yalıtarak tasavvur etmek karanlıkta el yordamıyla yürümek demektir. Maoist Komünistler sınıf savaşımının başat bir bileşeni olarak örgütlü mücadeleyle ilişkilenir. Örgütün mistik güçlerle donatılmış, her şeye kadir dokunulmaz bir ruhani güç olmadığını bilir ve ideolojik zeminde tanımlanın parti içi iki çizgi mücadelesini sürekli olarak canlı tutar. Bu anlamıyla Partiyi ilelebet ve daimî olarak betimlemez. Onun maddi zemini ortadan kalkınca sönümleneceğini ve kendini inkâr edeceğini vurgular. Fakat o sürece kadar sınıf savaşımının zaferi için örgütü belirleyici bir organizma olarak tanımlar. Çünkü bilir ki Kapitalizm eleştiri ve serzenişlerle yıkılmaz. Tarihte tüm egemenlik sistemleri ezilenlerin organize olmuş fiili müdahaleleriyle değişti; bu çelişmeli sınıf hali sürdüğü müddetçe bu çelişmenin çözümünde tanımlanan sınıf şiddeti de değişmez.

Kendiliğinden yer değiştirme egemenler arasındaki çelişmelerde dahi mümkün olmamıştır. Bu bugünün merkezileşmiş, devasa olanaklara sahip ve profesyonelleşmiş tekeller dünyasında ihtimal dışı bir durumdur. Kapitalist mülkiyet dünyasına tekil karşı koyuşlar, istikrarsız karşı çıkışlar ve hedefsiz itirazlar sökmez. Bütünlüklü ve kökten ele alınmayan hiçbir sorun köklü dönüşüme uğratılamaz. Ya da sorunu yaratanlar kendi yaratmış oldukları sorunu çözemez. Egemenlerin sistemi buhranlar ve kaoslar içinde sürekli bir sarsılma yaşasa da kendiliğinden yıkılmaz. Çoğunluğun örgütsüz ve hedefsiz sessizliğinde kendine yeni olanaklar ve kanallar yaratırlar. Tarihsel tecrübelerle teyit edilen de budur. Bu gerçeğin yol göstericiliği bizim karşımıza hedeflerinde net, ideolojik olarak berrak, konumlanışı keskin bir zeminde vücut bulan örgütü koymaktadır.

Çoğunluğun itirazı ve karşı koyuşu bu havzada birikirse başarılı olabilir. Bu anlamıyla sadece “hünerli” beyinler tarafından açığa çıkarılan sentezlerde yetersizdir. Akademik tartışmalara, entelektüel gevezeliğe aynı zamanda düşük düzeydeki performansla siyasal iktidar mücadelesi verilmez. Örgüt dış dünyaya perde çekip, iç dünyasının hengamesinde kaybolursa, oradan bir atılım gerçekleştirmek mümkün olmaz. Her bir tartışma, her bir gürültü ezilenlerin sessizliğine müdahaleyi şart koşmalıdır. Azınlığın organize olmuş gücü, çoğunluğun organize olmuş barikatına çarparsa zayıflar ve darbelenir.

Örgütlü zor ancak ve ancak örgütlü başkaldırıyla bertaraf edilir

İçinde yaşadığımız dünya büyük bir kuşatma dünyasıdır. Sömürü tek bir cepheden yürütülmemekte her bir mekânda, toprakta, zaman zarfında inşa edilerek yürütülmektedir. İnsanlık fiili, düşünsel ve ruhsal olarak baştan aşağı sömürülüp talan edilmektedir. Kapitalizm saldırısını çok boyutlu bir hale getirerek, kuşatmayı her bir alana yaymıştır. Katletme ve sömürmenin kapsamı gelişmiştir. Saldırı artık insanlığı değil dünyanın içinde bulunan her bir canlı cansız varlığı etkilemektedir. Ekolojik yıkım, insan dışı canlı türlerinin yağmalanması ve tüketilmesi gibi olgular kapitalizmin telafi edilemez buhranlarla dünyayı uçurumdan atacağı sinyali vermektedir. Proletarya ve emekçiler yani ezilenler bu kaotik durumda sadece ve sadece bir aparat durumda görülmektedir. Kapitalizmin insanda yarattığı erozyon ruhsuzlaşma, kaygı ve depresif tepkilerle dışa vururken fiili ve maddi sömürülüş halini de yaşayan ölüler yaratmaktadır. İnsanlığın yüzde 75’nin ruhsal ve psikolojik hasar taşıdığı ve bu çöküşü engellenmesi için anti depresanlarla ayakta kaldıkları araştırmaların sonucudur.

Marks burjuva sınıfın tarih sahnesine çıkışıyla birlikte: “İktidara geldiği her yerde burjuvazi tüm feodal baba erkil, kırsal ilişkileri darmadağın etmiştir. İnsanları doğal efendilerine düğümleyen cicili bicili feodal kordonları acımasızca koparıp atmış ve insan ile insan arasında kupkuru çıkar dışında hiçbir bağ bırakmamıştır. (….) Kısacası burjuvazi, dinsel ve siyasal göz bağlarıyla üstü örtülü sömürünün yerine apaçık, utanmaz dolaysız, çıplak sömürüyü geçirmiştir. (…) Doktoru da hukukçuyu da rahibi de şairi de iktisatçıyı da kendi ücretli emekçisi haline getirmiştir” belirlemelerini yaparken kapsamlı bir kuşatmaya da vurgu yapıyordu. Dolayısıyla kapitalist hegemonya ekonomik ve askeri saldırganlıkla birlikte kültürel, sosyal ve düşünsel saldırganlığıyla bir bütündür. Buradan açığa çıkan sonuç, kapitalist mülk dünyası dünden daha çok siyasal iktidar için savaşımı hak ediyor. Bunun için seferber olmak, kapitalizmin lağvedilmesine kilitlenmek ancak ve ancak komünist örgütlü karşı koyuşla olur.

Teori durağan bir seyir izleyerek kendini sınırlamaz. Sosyal ve maddi yaşam teoriyi yaratır. Komünist teori maddi yaşamın basamaklarına basarak ilerler. İlerleyişini belirleyen somut ve canlı olanla kurduğu bağdır. Kendini yeniden, yeniden inşa ederken, tarihsel gelişmelere, bilgiye, canlı yaşama ve maddi gerçekliğe yaslanır. Örgüt bu gerçeklikten beslenerek yol haritasını belirler. Mücadelenin sonuca ulaşması bir dizi yetenek, bilgi ve azimle olur. Örgüt ve teori insan faaliyetinin bir sonucu olduğundan insanın bilinçli dinamik rolü belirleyici olarak karşımıza çıkar. Tüm bunların toplamında sınıf mücadelesi ezilen yığınların mücadelesidir. Fakat ezilme durumu, başkaldırı ve isyanlara sebep olsa da sonuca ulaşma ve sorunu köklü dönüştürme noktasında yetersizdir. Burada program, ideoloji ve strateji devreye girer.

Kolektif akıl tüm bunların bilince çıkarılıp hayata geçirilmesi için seferber olan örgüttür. Örgüt bu anlamıyla ezilen yığınların ana omurgasıdır. Kapitalizm bu gerçeği bildiğinden ezilen yığınlardan rıza üretir. Bin bir araçla bunu yaparken, kendi sosyal tabanını yaratır. O da insan faaliyetinden ve etkinliğinden beslenerek büyür. İnsan faaliyeti olmaksızın kapitalizm olmaz. Kapitalizm bu faaliyeti sermayenin lehine çevirerek işler. Dünyanın kapitalist baronlar tarafından işgalinin sonlanması, kapitalizmin yaslandığı sosyal olguya müdahaleden geçer. Bu müdahalede açığa çıkan enerji siyasal iktidarın zaptına yöneltilir.

Ezilen sınıflar bu çarpışmada ölmek, öldürmek, yaralamak ve yaralanmak durumda kalır. Devrimin zaferi büyük yıkıntıların, acıların içinde boy verir. Bu kaçınılmaz çarpışma şu an küçük çaplı savaşım seyrindedir. Ve biz komünistlerin bugünden atacağı her adım yarının gelişim seyrini belirleyecektir. Büyük savaşımlar küçük birikimlerin sonucu olduğundan bugünün ve yarının görevleri asla ötelenemez. Bu sebeple göğün fethi için tempoyu artırmak, arınmak ve muzaffer olabilmek için ileri atılmak gerekir. Çünkü örgütlü zor ancak ve ancak örgütlü başkaldırıyla bertaraf edilir.

Bu yazı ilk olarak Halkın Günlüğü gazetesinde yayımlanmıştır

Editörün Seçtikleri konulu diğer haberler