Takip Et

Makale

Fikret Karavaz Yazdı: Marksizm ve Hukuk- 1

Biz, sosyalizm deneyimlerinin yaşadığı sorunlardan hareketle bürokratizm eğilimine ve burjuva hukukun kalıntılarının ortaya çıkaracağı sorunlara karşı daha deneyimliyiz.

   “Marx, hukukun, üretim biçiminden kaynaklanan toplumsal ihtiyaçları ifade ettiği yönündeki değerlendirmesini, Meclisi ve vergi yasalarını eleştirdikleri için yargılandıkları, Ren Bölgesi Demokratlar Komitesi Davası’nda (1849) savunmasının temeli yapmıştır. Savcının savlarını, hukuk tekniği çerçevesinde de yanıtlayan Marx, bunun yansıra siyasal gelişmelerin derinlemesine bir çözümlemesini yapmakta, vardığı sonuçları hukukun niteliğine ilişkin görüşleriyle birleştirerek, yasaların geçerliliğini de sorgulamaktadır.

   “Toplum hukuk üzerine kurulmaz, bu bir hukuksal yapıntıdır. Tersine, hukuk, topluma dayanmalı; kişisel kaprislerinden farklı olarak, toplumun, belirli bir zamanda egemen olan maddi üretim biçiminden doğan ortak çıkarlarını ve gereksinimlerini ifade etmelidir (MARX, 1849). “Marx’ın bu temel kuramsal yargısı, o dönemde, toplumda saptadığı temel karşıtlığa, feodal düzenin kalıntısı olan büyük toprak sahipleri ile modem sanayiye dayanan burjuvazi arasındaki karşıtlığa gönderme yapmaktadır. Marx, feodal düzenin kalıntısı büyük toprak sahiplerinden oluşan Birleşik Bölgesel Diyet’in, yeni toplumun gelişimini engelleyici ve sınırlayıcıyaysalar koymasının meşruiyetini sorgulamaktadır.” Onur Karahanoğulları, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 57-2

   Marks’ın hukukun topluma dayanması ve maddi üretim biçiminden doğan ortak çıkarları ve gereksinmeleri ifade etmesi yönündeki tespiti önemlidir. Bu tespit, hukukun tarihsel bir olgu olmasından hareketle yapılmıştır. Bu demektir ki her zaman ve her yerde geçerli olan bir hukuksal biçim yoktur. Hukuk üretim ilişkilerinin niteliğini yansıtır ve aynı zamanda bu üretim ilişkilerini düzenleyicisidir.

   Her hukuksal biçim sınıfsaldır. Burjuva hukuku feodalizme karşı mücadele aşamasından itibaren şekillenmeye başlamıştır. Burjuva hukuku, feodalizme karşı mücadele aşamasında proletarya ve köylülüğü de yedekleyerek eşitlik ve özgürlük şiarı üstünde yükselmiştir. Ancak, buradaki ”eşitlik” ve ”özgürlük” ilkeleri burjuva hukukta başından itibaren soyut kalmıştır. Burjuva hukuk, mülkiyet eşitsizliğini tescil etmekle özgürlük ve eşitlik ilkelerini soyut bir zemin üstüne oturtur.

   Kapitalizmin emperyalizm aşaması ile birlikte burjuva hukukta gerileşmeye başlamış soyut özgürlük ve eşitlik ilkeleri de terk edilmiştir. Burjuva hukuk meta üretiminin nesnel yasalarını tescil eder. Bütün insani nitelikleri metalaştırır ve bir niceliğe indirger. Böylece meta ekonomisinde insanlar arasındaki ilişkiler metalar arasındaki ilişkiler biçimine bürünür. Her sınıfın hukuku karşıt sınıflarla mücadele içinde şekillenir. Burjuvazi feodalizme karşı mücadele aşamasında ne kadar devrimci ise bir burjuva cumhuriyette proletaryaya karşı o kadar karşı devrimci bir niteliğe bürünür. Marks’ın hukukun tarihselliğinden hareketle sosyalist inşaya burjuva hukukunun kalıntıları ile başlanması yönündeki görüşü nesnel gerçeklikten hareket etmektedir. Hukukun niteliği, üretici güçlerin belirli bir tarihsel düzeyini aşamaz. Ancak, hukukun yine tarihsel olmasından hareketle bir sosyalist inşa sürecinin kolektif bir hukuk yaratamayacağı anlamına gelmez bu. Nasıl ki burjuva hukuku başlangıçta feodalizme ve sonra proletaryaya karşı mücadele sürecinde şekillendiyse kolektif hukukta burjuvaziye ve burjuva argümanlara karşı mücadele sürecinin bir birikimi olarak şekillenir. Dolayısıyla, yeni bir sosyalizm projesinin geçmiş deneyimlerinin birikimleri ile birlikte kolektivizmi burjuva argümanlara karşı güçlendirecek bir nitelikte olması gerekir.

   Bir sosyalizm projesi için tehdit oluşturan başlıca etkenler burjuvaziden çok onun yönetsel artıkları ve kültürüdür. Çünkü üretim araçlarının toplumsallaştırılması ile büyük burjuvazi tasfiye edilmesine rağmen ara sınıf ve katmanların varlığını koruduğu koşullarda burjuva kültürün geriletilmesi sorunu bir sosyalist inşa sürecinin başat sorunu olmaya devam edecektir.

   Proletarya, hazır burjuva askeri bürokratik aygıtı devralarak bir sosyalist inşaya girişemez. Burjuva devlet aygıtı parçalanmalı ve yerine kolektivizmin ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmiş yeni bir ”devlet olmayan” devlet aygıtı geliştirilmelidir. Burjuva devlet aygıtı meta üretiminin çelişkileri etrafında biçimlenmiştir. Bürokrasi, burjuva devlet aygıtının olmazsa olmaz bir argümanıdır ve kafa emeği ile kol emeği arasındaki ayrışmayı yansıtır. Oysa, kolektivizmin ihtiyacı olan bir yönetsel aygıtta bürokrasinin olabildiğince minimalize edilmesi, kafa emeği ile kol emeği arasındaki ayrışmanın giderilmesi ve yönetsel mekanizmalarda etkin bir kitle denetiminin hâkim olması gerekir.

   Her sınıfın hukuku esas olarak o sınıfın üretim araçları karşısındaki konumu tarafından koşullandırılır. Burjuvazi, kapitalizm koşullarında üretim araçlarının sahibidir ama bu üretim araçlarını kendisi kullanmaz. Üretim araçlarını kullananlar emek güçlerini burjuvaziye satan emekçilerdir. Burjuvazinin yönetsel erki de ekonomik etkinliğine benzer bir nitelik gösterir. Burjuvazi askeri bürokratik aygıtı doğrudan kendisi değil bürokrasi aracılığıyla yönetir. Meta üretiminin nesnel yasalarının ekonomik etkinliğin niteliğini koşullandırması ve burjuva hukuktan önce bu nesnel yasaların üretim ilişkilerindeki hâkim niteliği burjuvaziye bürokrasi aracılığıyla devleti yöneteceği böyle bir tarihsel olanak sağlar.

   Buna karşılık proletarya üretim araçlarını kullanan sınıftır. Proletaryanın kendi devlet aygıtı için burjuvazi gibi gelişkin bir bürokrasiye ihtiyacı yoktur. Proletarya bürokrasiyi minimalize ederek bir doğrudan demokrasiyi hayata geçirebilir. Bürokrasi, sistemleştiğinde ayrıcalıklarını kurumsallaştırma eğilimindedir. Sosyalizm deneyimlerinin en büyük sorunu bürokratizmdir ve onun aracılığıyla ortaya çıkan yeni burjuvazi olmuştur. Dolayısıyla, bir sosyalist inşa projesinin her şeyden önce burjuva askeri bürokratik aygıt ve burjuva hukuka ait eski toplumda kalma argümanları geriletecek yönde tedbir geliştirmesi gerekir.

   Proletaryanın kolektif hukuku sosyalist inşa sürecinin ortaya çıkardığı pratik sorunları üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti zemininde çözerek gelişir. Kolektif hukuk, başlangıçta, kapitalizme karşı mücadele aşamasında politik öznenin mücadele hukuku olarak gelişir. Sosyalist inşa sürecinde politik özne kolektif hukuku üretim ilişkilerinin hukuku olarak kurumsallaştırma ve burjuva yönetsel alışkanlıkları ve burjuva hukukunu geriletme mücadelesi vermelidir. Marks’ın üretim araçlarının toplumsallaştırılması ve memurların seçimle işe alınması dışında ayrıntılı bir kolektif hukuk tasvir etmemiş olması proletarya iktidarının tarihsel deneyimsizliğinden dolayıdır. Marks’ın elinde Paris Komününün sınırlı deneyimlerinden başka tarihsel bir materyal yoktur. Marks, bürokratizm eğiliminin bir sosyalist inşa için bu kadar tehdit oluşturabileceğini ve bürokratizm eğiliminden yeni tipte bir bürokrat burjuvazi gelişebileceğini önceden bilemezdi. Biz, sosyalizm deneyimlerinin yaşadığı sorunlardan hareketle bürokratizm eğilimine ve burjuva hukukun kalıntılarının ortaya çıkaracağı sorunlara karşı daha deneyimliyiz.

   Bürokratizm eğilimi kafa emeği ile kol emeği arasındaki iş bölümünden doğmaktadır. Kafa emeği ile kol emeği arasındaki iş bölümü eşitsiz gelişme yasasının üretim ilişkilerine bir yansıması sonucu oluşmaktadır. Dolayısıyla bir sosyalizm projesinin eşitsiz gelişme yasasına karşıt olarak kafa emeği ile kol emeğini ayrıştıracak yönde değil birleştirecek bir perspektifle sürdürüldüğünde, yönetsel işler de mümkün olduğu kadar tüm toplumun işi haline gelmekle kalmaz; emek üretkenliğinin her geçen gün gelişmesi birim zamanda daha fazla kullanım değeri üretilmesini sağlayarak kol emeğinin yönetsel işlere katılımına olanak sağlamış olur.

   Sosyalizm deneyimlerinden çıkaracağımız dersler ışığında bürokrasiyi minimalize eden ve kolektivizmin üst yapısının işlevlerini bizzat alt yapının işyerlerinin günlük işlevleri haline getirirken emek etkinliğinin kolektif niteliklerinin kolektif etiğini de hukuklaştıran doğrudan gözleme dayalı sosyalist inşanın demokratizmini emek kitlesinin menfaatlerini daha güçlü bir biçimde temsil edebilecek bir niteliğe büründürmek mümkündür.

   Lenin’ in yetkin bir kolektivizm için altını çizdiği gibi, sınıfsız toplum ereği için kolektif üretici güçlerde daha güçlü bir gelişme dinamizmine olanak tanıyan ” herkese ihtiyacı kadar” şiarını tarihsel olarak belirleyecek bir demokratizmin her tarihsel aşamada daha ileri biçimlerini hedeflemeliyiz:

   ”Demokrasiyi sonuna dek geliştirmek, bu gelişmenin biçimlerini araştırmak, bu biçimleri pratiğin deneyinden geçirmek vb. toplumsal devrim savaşımının en önemli görevlerinden biri de budur. Tek başına alındığı zaman, hangisi olursa olsun, hiçbir demokratizm sosyalizmi sağlamaz; ama gerçek yaşamda, demokratizm hiçbir zaman “tek başına” değil, “tümün içinde” alınacaktır; demokratizm bir yandan ekonomik gelişmenin etkisine uğrayacak, ama bir yandan da dönüşümün uyardığı ekonomi üzerinde etkide bulunacaktır vb. Yaşayan tarihin diyalektiği böyledir.” (Devlet ve Devrim s.104.)

Makale konulu diğer haberler