Takip Et

Kültür-Sanat

Nali

Nâlî özgüveni güçlü bir şairdir. Büyük İran ve Arap şairlerinin gazel ve kaside tarzlarını, tasavvuf damarından kopmadan kullandı. Armoniye, öz ile biçim birliğine, anlamın ve hikmetin estetize edilişine önem verdi.

 Nâlî, Güney Kürdistan’daki Baban Emirliği’nin Osmanlı ordularıyla yıkılışından dolayı acı çeken, inleyen bir şair imajı yaratıyor bende. Nali sözcüğü Sanskritçe, nefesli çalgılardan bir tür kamıştır. Osmanlıcada farklı anlamları var, bunlardan birisi gaybdan haber vermedir. Farsça ise naliş, inleyiştir. Nâlî, inleyişi derinden gelen kendi şiirinin müzikal gücünü mü çağrıştırmak istemiştir bu takma adı koyarken bilemiyorum. Mekânın ve dolayısıyla zarif Sorani edebiyatının kısmen kaybedilişi, zamanın ise dile, kültüre ve bağımsız yaşam hakkına karşı işleyişi, şairin tüm varlığına yayılmış, onu acıya ve inleyişe kesmiş gibi bir durum var.

Yaygın görüşe göre Nali, 1800 ile 1856 arasında yaşayan, Sorani Bâbâni şiir okulunun üç büyük kurucu şairinden biridir. Süleymaniye’ye bağlı Şarezûr ovasının Xak u Xol köyünde doğmuş. Kürtlerde ova bana, nedendir bilmem, hep gezginci dengbejleri ve Onbinlerin Dönüşü’nü anımsatır. Toprak, bakır ve tahta eşyaların bulunduğu basık damlar ve kireçle sıvalı kuyularda demlenen şarap küpleri canlanır gözlerimin önünde.

Nâlî, eğitimine Karadağ’da, Seyit Hesen Camisinde başlamış, Şex Eli Mela’dan matematik dersleri almış, Sine, Sablax, Halepçe ve Süleymaniye’de de eğitimini sürdürmüştür. Ayrıca, Senendec ve Mahabat medreselerinde de öğrenim gördüğü söylenmektedir. Bu iki medresede hem Zerdüşt ateşi hem de bağımsızlık tutkusu güçlüdür. 

Matematik şairin bilinçaltına yerleşince, onun soyutlama melaikesini güçlendirir. Nâlî’de sanırım böyle bir durum oldu. Şiirinin beslendiği havzayı güçlendirdi. Kendinden önceki büyük klasik Kürt şairleri gibi ana dilinin dışında, Farsça, Türkçe ve Arapça eserleri de okudu, bu dillerde şiirler yazdı. Lirizm ve derinlikte kendini gösterince, 19. yüzyılın ilk yarısında, Nâlî şiirinin ana hattını izleyen bir şiir okulu kuruldu.

Nâlî sanatına olan özgüveni güçlü bir şairdir. Melayê Cizîrî gibi kendi şiirini güçlü bir şiir olarak niteledi. Büyük İran ve Arap şairlerinin gazel ve kaside tarzlarını, tasavvuf damarından kopmadan kullandı şiirinde. Armoniye, öz ile biçim birliğine ve şiire emzirilen derin anlamın, hikmetin estetize edilişine önem verdi.

Nâlî’nin şiiri, son dönemini saymazsak, kendi yaşamından doğan, aşk, hayal ve umut ışıltılarıyla yüklü bir şiir, kısmen tasvirci, lirik bir şiirdir. Çeviriden okumama rağmen, yüzünü Habiba’nın aşkına çeviren bu şiirlerin bir bölümü, farklı doğal boyalara batırılmış fırçaların beyaz bir tuval üzerinde iç içe geçen renk ve ışık cümbüşünü çağrıştırıyor bana. İyimserlik, içtenlik, özlem gücü ve yaşam aşkı olarak ortaya çıkıyor. Osmanlı İşgaliyle bağımsız Bâbân Emirliği’nin sona erişi ve Nâlî’nin ülkesini terk etmek zorunda kalışından itibaren, Şam, İstanbul ve Mekke’deki yaşamı boyunca yazdığı şiirler ise, iyimserliğini ve umudunu yitirmiş karamsar şiirlerdir. Karamsarlığı, Kürtlerin, Osmanlı ve Fars boyunduruğuna karşı birlik kuramamış olmasından kaynaklanıyordu. Onun, Xani damarına sahip, bağımsız, güçlü kişiliği, Kürdistan doğasına olan aşkı ve özlemi, Şam’da iken, arkadaşı şair Salim’e yazdığı şiirde tüm incelikleriyle gülümsüyor. Onun en güçlü şiirlerinden biridir bu. Dönmek istediğini söylüyor. Salim’in cevabı açık ve acıdır. Kürdistan esaret altındadır, harabedir ve onu barbar efendileri yönetmektedir. Dönebileceği bir Kürdistan yoktur artık ve durum fecidir. 

Salim’in cevabı yalın ve yakıcıdır. Gerçekten de durum fecidir. İrili ufaklı Kürt emirliklerini Demir yumruk ile birleştirip Osmanlı ve İran boyunduruğuna karşı merkezi bir devlet olarak varlık sahasına çıkarmaya çalışan Güney Kürdistan’ın Baban Emirliği, İran’ın diplomatik desteğini alan Kırk bin kişilik Osmanlı Ordusu tarafından dağıtılmıştır. Süleymaniye’deki canlı kültürel ortam sönmüş, dilin ve bağımsız yaşama aşkının tanınmış simaları Bağdat, Mahabat, Halep, Kahire ve İstanbul’a sığınmışlardır. Şehrizor eyaletine bağlı Baban sancağının merkezi olan Süleymaniye, Bağdat’a bağlanmış; tütünden pirince, nohutta, yapağıya kadar envaiçeşit tarım ürünlerinin, zenaat mamüllerinin büyük pazarlara akışı Osmanlı merkezi devletinin kontrolüne geçmiştir.

 Şairin şimdiye kadar bilinmeyen, şiire bakışını da içeren “Bazı Fevaid-i Akliye ve Nakliye” adlı bir eseri, Osmanlı belgeleri arasında, İstanbul’da bulunmuştur. Nali’nin yaşamına ilişkin şimdiye kadar bilinmeyen bilgilerin yer aldığı el yazmaları ile bir kitabının Soran Üniversitesi tarafından bulunduğu açıklandı. Bu eserlerin tek tek sözcüklerine sığınan yaşamın ayrıntılı manzarasını ve soluk alış tarzını, eserleri okumadığım için bilmiyorum. 

Kültür-Sanat konulu diğer haberler