Takip Et

Güncel

Sınıf Teorisi dergisinin 2. sayısı çıktı!

Geçtiğimiz yıl yeniden yayın hayatına başlayan Sınıf Teorisi dergisinin 2. sayısı çıktı.

Geçtiğimiz yıl yeniden yayın hayatına başlayan Sınıf Teorisi dergisi uzun bir aradan sonra 2022’nin Haziran ayında ilk sayısını çıkarmıştı. Sınıf Teorisi dergisi bundan önce 2017 yılında 23’üncü sayısıyla okuyucuyla buluşmuştu.

Normal şartlarda 4 ayda bir çıkacağı duyurulan Sınıf Teorisi dergisinin 2. sayısı gecikmeli olarak çıktı.

Sınıf Teorisi, gecikme nedeni ve neden son çıktığı sayı olan 23. sayıdan devam etmediğine ilişkin derginin sunu kısmında “Bundan önceki sayımızın kapağında “sayı 1” ibaresinin bir kafa karışıklığına sebep olduğunu biliyoruz. Zira Sınıf Teorisi’nin yayın hayatı bir devamlılık taşıdığı halde bir önceki sayımızdaki bu ibare tümüyle hukuksal sebeplerle ilgilidir. Şirket değişimi olduğu için bunu yapmak durumunda kaldığımızın bilinmesi gerekir. Bilinmesini istediğimiz diğer şey de dört aylık periyodu aşmamızın bizi zorunlu bıraktığı açıklamadır: Evet dört aylık periyodu aştık. Kendi payımızı da taşıyan bu nedenler muhteliftir ancak buna rağmen bu periyoda bağlı kalmaya çaba harcadığımızı okuyucumuzun bilmesini not etmekle yetiniyoruz” bilgilerini paylaştı.

Sunu bölümünde derginin içeriğine ilişkin ise şu bilgilere yer verildi;

Bu sayımızda sizlerle beş başlık altında buluşuyoruz.

“Dünya ve Türkiye-Kuzey Kürdistan’da Siyasi Durum” başlığı altındaki çalışmamız, coğrafyamızda yaşadığımız sorunlar ve çelişmeler irdelenirken, işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadele ve örgütlülüğün dünya kapitalist sistemine karşı genel sınıf mücadelesinden bağımsız olmadığını, dünyanın siyasal aktivitesiyle ilişkisini görmemizi sağlayan bir görüş açısı sunmaktadır. Biliyoruz ki bu gibi “güncel durum değerlendirmeleri” ve analizler, bu doğaları nedeniyle pek çok yönden katkı kaldırabileceği gibi eleştiri de kaldırır. Zira “dünya”, onu tariflerken kullandığımız iki kelimenin kapladığı gibi bir hacimde olmadığı gibi; hareketi ve “ürettikleri” de tekdüze, sınırlı ve sabit değildir. Bu sebeple katkıya da eleştirel geliştirilmeye de açık olan analizlerdir

“Proletarya Enternasyonalizminin Önemi ve Komünist Partilerin Görevi Üzerine” başlıklı çalışmamız, komünizm mücadelesi bağlamında parça ve bütün diyalektiğinde, bütünün rolüne işaret etmektedir. Sermayenin bütün tahakküm biçimleriyle sınırsız bir küresel bütünlükte örgütlendiği bir dünya gerçekliğinde, bu kapsamlı sömürü talan ve savaş sistemini karşılamak üzere, işçi sınıfı ve ezilen halkları da en az bu ölçekte bir örgütlülüğe zorunlu kılmaktadır. Bu zorunluluk, işçi sınıfı ve emekçileri, emperyalist kapitalizme karşı örgütlü mücadelelerini ulusal düzeyde olduğu kadar, enternasyonal çapta inşa etmeyi de dünden daha acil hale getirmiştir. Bu ihtiyacın aciliyetini, savaş alanına çevrilen Orta Doğu, Balkanlar ve en güncel olarak da Ukrayna örneğinde görebiliyoruz.

Bölgesel ve/veya dar gibi görünen Ukrayna-Rusya savaşı etkilerinin bütün dünyaya gıda ve enerji krizi olarak yansımasıyla aynı anda, iğneden ipliğe yansıyan etkilerinin emekçi sınıfların yaşamında ne tür bir buhrana dönüştüğünü, ulaşım, konut, eğitim ve sağlık giderlerinin ve günlük yaşamsal ihtiyaçlarının yüzde iki yüzüç yüz bandında gösterdiği artışı yaşayarak görebiliyoruz. Dolayısıyla mevcut dünya sisteminde herhangi bir coğrafya parçasında patlatılan emperyalist gerici savaşların artık hiçbir şekilde o ülkelerle sınırlı kalmadığı ve kalmayacağını anlamak için mevcutlarının yarattığı etkiden görebildiğimiz aşikarken, her ülkede dünyanın işçileri ve emekçilerinin yapacağı tek şey, bu savaşların etkisini savuşturmak ve onların yıkıcı sonuçlarından nihai olarak özgürleşmenin tek yolu; savaş üretmeksizin yaşayamayan ve varlığını sürdüremeyen kapitalist, gerici ve emperyalist sistemlerinden bir devrimle kurtulmaktır.

“Tarihsel-Güncel Muhtevasıyla Emperyalist Savaşlar ve Sosyalistlerin Tutumu” başlıklı yazımızın emperyalist savaşlardan yarattığı yıkıcı sonuçlardan kurtulmanın yolu olarak işaret ettiği gerçeklik, emperyalist dayanışma ve birliğe karşı dünya proletaryası ve emekçilerinin enternasyonal birliği, dayanışması ve örgütlülüğüdür.

“Tarihten Günümüze Burjuva Parlamentoya Yaklaşım ve Aktüel Tutum” başlıklı yazıda parlamentonun niteliği ve pek çok ülkede komünistlerin çeşitli tarihsel süreçlerde parlamentoya ilişkin görüşleri ve aldıkları tutumların zengin örneklerini bulacaksınız. Bu başlık altındaki yazıda ihtimaldir ki bazılarınız açışında bulacağınız şeylerden biri, bu olguya ilişkin “öncel” bazı yaklaşımlarınızın ezberciliği, bazılarınızın bulacağı şey de parlamentodan yararlanmak isterken, buna atfettiği yararın, tanıdığından fazla umut olarak, onun, ezilen sınıfların aldatılmasındaki rolünde, kendi sınıf çıkarımıza ve tutumuza uzak düşmenin risklerinin düşünce dünyamızdaki yeni bir tanımı olacaktır…

“İdeolojik ve Örgütsel Ayrışmalarda Bir Belge, Bir Yöntem ve Bir Öğretmen” başlıklı dosya bir belge olsa da aslında sınıflar ve politik birlikler var oldukça yaşamın her anında bulunan sorunlar karşısındaki tutum da bize doğru ve yanlışı mukayese etme imkânı veren güncel bir niteliğe sahiptir. Bundan 42 yıl önce Avrupa’da gerçekleşmiş bu tartışmanın hepimize öğreteceği çok şey olacağı inancı bizi bu belgeyi güncelleme kararına götürdü. Özellikle kır kökenli küçük mülk sosyolojisinden beslenen devrimci örgütlerin, çokça şikâyet ettikleri ayrılık kültüründen kopuş için bu belgenin genel felsefesinin sorumlulukla incelemesi hayati önemdedir. Bu sosyal tabakanın sınıf karakterinde bulunan kolaycılık ve hızlı sonuç almanın tetiklediği aceleciliğin; onun, olguları, tarihsel geçmiş, günün görevi ve gelecekle ilişkideki bütünlükle görememesinden kaynaklanan tutumunun, örgüt içi iki çizgi mücadelelerinde ve demokratik merkeziyetçilik kuralının uygulanması karşısında, hep kendini merkezde görme eğilimini taşıyan olarak, azınlığa düştüğünde, merkeziyetçiliği boşa çıkarmak ve onun alanının dışına çıkmak için ne tür yıkıcı sorunların merkezi haline geldiğinin ağır sonuçlarını defalarca yaşayan Maoist hareket olmuştur. Bir çelişki gibi görünse de Maoist hareketin kendi yıkıcı kültüründe kurtulmasının teorisi, yöntemi, içeriği ve üslubu da yine kendi birikiminde bulunmaktayken (o da bu belgenin ana fikridir) yıllarca bunu görmezden gelmiş olması, kendi tarihinden öğrenmeyi bilmeyen bir öğrenci tutumu göstermesidir. Ama bedelleri ağır olsa da hiçbir şey geç değildir. Bu belgenin öğretmenliğini kavramakta içtenlik gösterirsek, bir daha hayat vermemek üzere bu yıkıcılığı tarihe iade edebilir, bugüne kadar ayrılığa harcanan enerjiyi halkın, devrimcilerin ve komünistlerin birliğe harcadığımızda devrime adanmış her tür çabayı en görkemli noktasına taşımanın önünde direnecek hiçbir engelin olmayacağını da görebiliriz. Ancak bu yönelimle manifestonun çağrısındaki birlik kültürünü üretebilir ve tarihe ve tarih yapıcı işçi sınıfı ve ezilenlere karşı da pratik dönüşümle iç içe bir özeleştiri yapmış oluruz.

Dergiye Praksis Yayınevi, Kadıköy ve Taksim Mephisto kitapevlerinden ulaşabilirsiniz.

Güncel konulu diğer haberler